90 Yıllık Bir Hayır Kurumu: Topkapı Fukaraperver Cemiyeti

February 1, 1998 - Osmanlı Tarihi / Sosyal Politika

Tweet about this on TwitterShare on Facebook

Özbek, Nadir. “90 Yıllık Bir Hayır Kurumu: Topkapı Fukaraperver Cemiyeti.” Tarih ve Toplum 30, no. 180 (1998): 4-10.

Başbakanlık Arşivi’nde Topkapı Osmanlı Fukaraperver Cemiyeti adına rastladığım zaman, Milli Kütüphane kayıtlarında “fukara” veya benzeri kelimeler üzerinden bir arama yapmanın faydalı olabileceğini düşünmüştüm. Kütüphane’de hayır kurumları üzerine yapılmış araştırmalarla veya eski harflerle yazılmış kitapçıklarla karşılaşmayı beklerken, Topkapı Fukaraperver Cemiyeti tarafından 1993’de yayınlanan bir broşürle karşılaşmak benim için hayli şaşırtıcı oldu. Böylece, İkinci Meşrutiyet yıllarında kurulmuş olduğunu bildiğim bu hayır kurumunun hâlen aynı isimle Topkapı semtinde faaliyetini sürdürmekte olduğunu öğrendim.

Gelir dağılımındaki dengenin iyice bozulduğu ve fakirliğin gittikçe arttığı günümüzde, hiç bir beklenti gözetmeksizin fakirler yararına faaliyet yürüten böylesi bir kuruluşun varlığı, kendi başına önemli olmakla birlikte, bu cemiyetin 1908 yılında kurulmuş ve o günden bugüne doksan yıldır kesintisiz faaliyet sürdürüyor olması daha da heyecan verici idi.

Topkapı Fukaraperver Cemiyeti’nin, gerek İstanbul’un özellikle Topkapı semtinin fakir halkı ve gerekse yardımsever kimseler tarafından iyi biliniyor olduğu konusunda hiç şüphe yoksa da, en azından konuyla akademik açıdan ilgili olabilecek çevrelerde yeteri kadar tanınıyor olduğunu söylemek mümkün değildir. Örneğin bazı çalışmalarda bu Cemiyet’ten kadınlar tarafından kurulmuş bir yardım derneği olarak bahsedilmektedir.[1] 1996 yılında yayınlanan İstanbul Ansiklopedisi’nde, Topkapı Fakirlere Yardım Cemiyeti ismiyle 1940’lı yıllarda muhtaçlara yardım etmek ve toplumsal dayanışma duygusunu uyandırmak amacıyla kurulmuş bir dernek olarak kısaca tanıtılmaktadır. Bu madde, cemiyetin artık varlığını sürdürmediği izlenimini vermektedir.[2] Topkapı Fukaraperver Cemiyeti hakkındaki bu bilgi eksikliğinde, cemiyetin küçük bir hayır kurumu olmasının yanısıra bu derece uzun ömürlü bir gönüllü kuruluşun ülkemizde hayli ender rastlanır bir durum olmasının da payı vardır.

Topkapı Fukaraperver Cemiyeti, 1908 yılında kurulan Osmanlı Fukaraperver Cemiyet-i Hayriyesi’nin Topkapı şubesi olarak 24 Şubat 1908’de İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Şehremini’deki Topkapı Klübü binasında faaliyetlerine başlamıştır. Kurucuları Gureba-yı Müslimin Hastahanesi doktorlarından Galib Hakkı Bey, yine aynı hastahanenin eczacıbaşısı Nafiz Bey, Şehremini’de keresteci Hakkı Efendi ve Cemil, Bodos ve Onnik efendilerdir. 1913 yılında Osmanlı Fukaraperver Cemiyet-i Hayriyesi’nin kendisini fesh etmesiyle Topkapı Şubesi müstakil bir cemiyete dönüşmüş ve Topkapı Fukaraperver Müessese-i Hayriyesi adı altında faaliyetlerine devam etmiştir.

Bilindiği gibi 1908’de Meşrutiyet’in ilanı ile beraber yeni bir cemiyetçilik dalgası yeşermiş, her alanda faaliyet gösteren cemiyetler kurulmuştur. Özellikle 1913 yılında Mahmud Şevket Paşa’nın öldürülmesine değin bu alanda canlılık devam etmiş ancak bu tarihten itibaren siyasal hayatın çoğulcu niteliği son bulmuş ve cemiyetleşme hareketlerinde bir duraklama görülmüştür.[3] 1908-1913 yılları arasında İttihad ve Terakki’nin gerek siyasal, gerekse sosyal ve kültürel amaçlarla kurulan cemiyetler üzerinde bir çekim oluşturduğunu söylemek mümkündür. Hatta İttihad ve Terakki klüblerinin böylesi kurumların oluşumunu teşvik ettiği de bilinmektedir. Osmanlı Fukaraperver Cemiyeti’nin İttihad ve Terakki merkezi ile ilişkisi ve Topkapı Şubesi’nin de Topkapı Klübü’ndeki bir odaya yerleşmiş olması buna işaret etmektedir.[4] 1913 yılında otoriter bir rejimin yerleşmesiyle birikte hükümet her türlü cemiyet faaliyetini denetim altına alma eğilimine girmiştir. Bu eğilimin izleri sosyal yardım alanında da takip edilebilir. Zabtiye Nezareti’nin lağvıyla 1909 yılında oluşturulan Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti, her türlü dernekleşme faaliyetinin yanısıra yardım toplama, gelir amacıyla müsamere ve gece etkinlikleri düzenleme, piyango tertip etme, rozet satışı yoluyla gelir sağlama gibi faaliyetleri denetleyen bir nitelik kazanmıştır. Hayır faaliyetleri ve sosyal yardım konuları açısından hükümet, öncelikle savaşın sivil uzantısı niteliği taşıyan Hilal-i Ahmer Cemiyeti veya Donanma Cemiyeti gibi yarı resmi oluşumlara bu alanda bir tekel niteliği kazandırma arzusunda olmuştur. 1913 sonrasının otoriter siyasal ortamında bu alanda bile çoğulcu yapıya tahammül edilemez hale gelinmiş ve 5 Eylül 1915’te, savaşın başlangıcından itibaren askerlere yardım amacıyla kurulan bütün cemiyetlerin Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti’ne ilhakı zorunlu kılınmak istenmiştir.[5]

İkinci Meşrutiyet yıllarında kurulmuş olan hayır cemiyetlerinin bir çoğu cephedeki yaralı askerlere, asker ailelerine ve şehit evladlarına yardım amacıyla kurulmuşlardır. Bunlara Asker Hanımlarına Yardımcı Hanımlar Cemiyeti, Şehit Ailelerine Yardım Birliği örnek olarak verilebilir. Topkapı Osmanlı Fukaraperver Cemiyeti’nin bu çerçevede farklı bir nitelik taşıdığı söylenebilir.

Topkapı Fukaraperver Cemiyeti öncelikle Topkapı ve Şehremini civarındaki Merkezefendi, İbrahimçavuş, İlyaszade, Caferağa, Arpaemini, Ereğli, Kürkçübaşı, Karabali, Beyazıtağa, Melekhatun, Uzunyusuf, Nakkaş, Katipmuslihittin, Fatmasultan, Veledikarabaş gibi mahallelerin muhtac ve fakir halkına yardımı esas hedef olarak belirlemiştir.[6] Meşrutiyet yıllarının İstanbul’unda hemen hemen her semtde fukaraperver cemiyetlerinin kurulmuş olduğu görülür. Bunlardan, Başbakanlık Arşivi’ndeki Dahiliye Nezareti kataloglarından tesbit edebildiklerimden bazıları Fatih Fakirleri Himaye Cemiyeti, Eyüb Fukaraperver Cemiyeti, Anadolu Hisarı Muavenet-i Hayriye Cemiyeti, Kasımpaşa Fukaraperver Osmanlı Cemiyet-i Hayriyesi, Feriköy ve Şişli Cemiyet-i Hayriye-i İslamiyesi, Kadıköy Osmanlı Fukaraperver Cemiyeti, Aksaray Fukaraperver Cemiyeti ve Eyüb Sultan ve Civarı Fukaraperver Cemiyetleri[7] şeklinde sıralanabilir. Ayrıca daha küçük mahalleler veya sokaklar düzeyinde yardım cemiyetlerinin veya yardım sandıklarının oluştuğunu görmekteyiz. Üsküdar İhsaniye Mahallesi Müslüman Yardım Birliği, Kılıç Ali Paşa Muhtacin Sandığı, Beşiktaş Sinanpaşa-yı Atik Müslüman Yardım Birliği bunlardan birkaçıdır.

Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında fakirliği ve muhtaçlığı her ne kadar savaş, göç ve bunların yıkıcı sonuçlarından ayırmak mümkün değilse de Topkapı Fukaraperver Cemiyeti ve diğer fukaraperver cemiyetlerinin doğrudan veya dolaylı savaşın sivil uzantıları olmadıklarını ve öncelikle bölgelerindeki aceze ve fukaraya yardım etmek üzere kurulduklarını vurgulamak gerekmektedir. Bu çerçevede, her ne kadar başlangıçta İttihat ve Terakkki’nin şu veya bu şekilde etkisi altında kalmış olmalarına rağmen gayr-i siyasi ve sivil niteliklerinin ön planda olduğu söylenebilir.

Topkapı Fukaraperver Cemiyeti’nin bir diğer önemli özellliği, kurucularının ve üyelerinin, Hilal-i Ahmer veya Donanma Cemiyeti gibi cemiyetlerde görülenin aksine, bürokrasinin yüksek katmanlarından gelmiyor olmalarıdır. Örneğin Hakkı efendi Şehremini’de bir kereste tüccarı, Nafiz Bey Gureba-yı Müslimin Hastahanesi’nde eczacıdır. Oysa Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin 21 Nisan 1911 tarihinde yapılan genel kurulunda bulunan 100 delegeden 22’si eski veya yeni vükela (kabineler azasından), 6’sı Şura-yı Devlet üyesi, 12’si meb’us, 7’si askeri ricalden, 5’i ise mülkiye ricalindendir. Yüksek devlet ricalinden bu kadar büyük bir katılımla birlikte 5 tüccar, 6 gazeteci ve 7 doktorun da delegeler arasında olduğu görülür.[8] Ancak, Topkapı Fukaraperver Cemiyeti’nin dört kurucu üyesinin ikisinin doktor ve eczacı olmalarının, Hilal-i Ahmer Cemiyeti ile ortak bir yön olduğunu belirtmek gerekir. Tıbbiyelilerin, gerek İttihat ve Terakki’nin oluşumunda gerekse Meşrutiyetin ilanını takiben yarı-sivil ve sivil cemiyet oluşumlarında önemli bir rol oynadıklarını yeri gelmişken vurgulamak gerekir.[9]

Fukaraperver cemiyetlerinin İkinci Meşrutiyet yıllarında bu denli çoğalmış olmasını sadece ve tek başına savaşın ve göçlerin getirdiği sorunlara bağlamak doğru değildir. Siyasal alanın daralması neticesinde, sosyal veya kültürel cemiyetlerin bir tür sığınma alanları olduğu; sosyal yardım alanında vakıflar, külliyeler ve imaretler gibi geleneksel kurumların etkisizleştiği, ancak modern sosyal devlet fikrinin ve kurumlarının henüz oluşmadığı bir ortamda, mahalle veya şehir düzeyinde toplumsal dayanışmanın şu veya bu şekilde kendiliğinden tezahür edeceği her ne kadar doğruysa da; hayır cemiyetlerindeki bu artışı bir başka dinamiğin işareti olarak da yorumlamak mümkündür. Tanzimat reformları ve özellikle Abdülhamid döneminin eğitim alanındaki atılımlarıyla birlikte toplumsal ve siyasal alanda eğitim görmüş yeni bir sosyal tabakanın gittikçe ağırlık kazandığı bilinen bir gerçektir. Yine ondokuzuncu yüzyıl boyunca ve özellikle bu yüzyılın son çeyereğinde devlet işlevlerinde karmaşıklığın arttığı ve bu işlevleri yerine getirmekle yükümlü kesimlerin sayısında da olağanüstü bir artış olmuştur. Hayır cemiyetleri ve faaliyetlerindeki patlamayı, bu yeni sosyal tabakanın, gerek resmi ve yarı-resmi gerekse sivil bir ortamda kendi kimliklerini kurma ve topluma kabul ettirme arayışlarının bir ifadesi olarak değerlendirmek gerekir. Bu çerçevede İkinci Meşrutiyet döneminin çalkantılı yıllarında hayır işleri bu yeni eğitim görmüş tabaka için son derece verimli bir alan olarak belirmiştir. Aynı düşünce zincirinde bir adım ileri giderek, nüve şeklinde bile olsa devletin sosyal işlevleri fikrinin, tarihsel ilerlemenin doğal bir sonucu olmaktan öte, devlet fonksiyonları ile bir şekilde bağı olan bu yeni elitin kendi kimliğini kurma sürecinde gelecekteki ideolojisi olacağını söylemek mümkündür. Bununla birlikte bu ideolojininin gerçeklik kazanmasının gerek devletin gerekse sözkonusu sosyal tabakaların iktisadi kapasiteleri ile sınırlı olduğunu söylemeliyiz.

***

Tekrar Topkapı Fukaraperver Cemiyeti’ne dönersek; Çalışma bölgesi Meşrutiyet İstanbul’unun en fakir bölgeleri olan Cemiyet’in kendisine tayin ettiği görevleri şu şekilde sıralamak mümkündür: “Anadan ve babadan veyahut yalnız babadan mahrum etfal-i masume ve yetime ile ebeveyni muhtac-ı muavenet bulunan fakir etfalin himayeleri ile tahsil ve terbiye ve levazım-ı tahsiliye ve ilbasiyelerini temin etmek; reis-i aileden mahrumiyetle hal-i perişaniye giren ailelerin imdadına şitaban olarak ihtiyaçlarını temin ve evlatlarını himaye etmek; fukara ve acezenin mesaib-i maneviyelerine inzimam eyleyen felaket-i maraziyelerinde hanelerine meccanen tabib sevkiyle müdavat-i lazımenin temini ile ahval-i ıztırab averlerinin tehvini; aceze ve fukaraya ekmek ve katık tevziatı; bir iş görmeye muktedir olub da iş bulamamak yüzünden duçar-ı zaruret olanları işe sevketmek; hanesinde bakılamayan ve sokaklarda sürünmekte olanları hastahanelere sevkeylemek; haftanın muayyen günlerinde müracaat eden bilcümle hastaganı meccanen muayene eylemek; ve manen ve maddeten felaket ve masaibianiyyeye maruz olup da kimsesiz kalmışlara dest-i muavenet ve müzaharet uzatmak” şeklinde sıralanabilir.[10]

Cemiyetin faaliyetleri incelendiğinde başlangıçta belirlenen amaçlara sıkı bir şekilde bağlı kalındığı görülür. Doktor Galib Hakkı, Cemil, Nafiz ve Onnik Efendilerin katılımıyla 17 Haziran 1327 (30 Haziran 1911) tarihinde gerçekleşen toplantıda kaleme alınan raporda ifade edildiğine göre aynı yılın Mart ve Nisan aylarında Cemiyet tabibi tarafından 114 Müslüman, 103 Ermeni ve 50 Rum olmak üzere 267 hasta bedave muayene edilmiş, bunlardan muayeneye gelemeyecek durumda olan beş tanesinin evlerine doktor gönderilmiştir. Acezeden bir tanesinin masrafları karşılanarak Darülaceze’ye sevki yapılmıştır. Yine bu iki ay içinde dokuzu erkek ve üçü kız olmak üzere oniki yetim ve fakir çocuk koruma altına alınmış, bu çocuklar okullara gönderilmiş ve elbise, kitab ve eğitim malzemeleri masrafları karşılanmıştır. Ayrıca fakirlere zeytin, peynir ve et olmak üzere erzak yardımında bulunulmuştur.[11] Cemiyet tarafından 1968 yılında hazırlanan tanıtım kitapçığında belirtildiğine göre ilk bir yıllık çalışma sonunda 498’i Ermeni ve Rum, 489’u da Türk olmak üzere 987 hasta muayene ve tedavi edilmiş, 120 fakir aile de himaye altına alınmıştır.[12]

İkinci Meşrutiyet yıllarında hayır kurumlarının başvurduğu önemli gelir kaynaklarından birini konser, müsamere ve gece eğlenceleri düzenlemek, piyango tertib etmek, çeşitli vesilelerle rozet yaptırıp satmak oluşturmaktadır. Meştrutiyet öncesinde özellikle gayr-i müslimlerin başvurduğu bu faaliyetler 1908 sonrasında cemiyetlerin sayısındaki artışla birlikte yaygınlık kazanmıştır. Beyoğlu Tepebaşı’ndaki Belediye Tiyatrosu çok sayıda yardım konserine ev sahipliği yapmıştır. Ayrıca Gülhane Parkı daha geniş halk kitlelerinin katılımının amaçlandığı eğlencelerin mekanı olmuştur. Topkapı Fukaraperver Cemiyeti de bu gibi etkinliklere yöntemlere sıklıkla başvurmuştur. Örneğin, 26 Cemaziyelevvel 1328 (4 Haziran 1910) tarihinde Dördüncü Samatya Daire-i Belediyesi’ne verdiği bir arzuhal ile Ermeni Mektebi fakir çocukları yararına Beylerbeyi’nde düzenleyeceği konser için izin talebinde bulunmuştur. Dördüncü Belediye Dairesi ise böyle bir konserin verilmesinde bir mahzur olup olmadığını öğrenmek üzere arzuhali Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti’ne havale etmiştir. Müdüriyet, Belediye’ye cevabında herhangi bir mahzur olmamakla birlikte güvenliği sağlamanın zor olabileceği gerekçesiyle konserin bir müddet ertelenmesinin uygun olacağını bildirmiştir.[13] Yeri gelmişken, Ermeni fukarasına ve fakir Ermeni okul çocuklarına özel bir ilgi gösterildiği söylenebilir. Bunda Şube’nin üyeleri arasında Onnik ve Bodos Efendilerin bulunmasının da mutlaka payı vardır. Ayrıca Sabah gazetesi başyazarı Diran Kelekyan’ın, Cemiyetin faaliyetlerinden övgüyle sözeden bir yazı kaleme almış olması da bu durumu destekler niteliktedir. Yine Ermenice olarak yayınlanan Ceride-i Şarkiye gazetesi de benzeri övgü dolu yazılar yayınlamıştır. [14]

Cemiyet karar defterindeki tutanaklardan, sözkonusu konserin düzenlenmesinde bir takım zorluklarla karşılaşıldığı anlaşılmaktadır. Belediye’nin izni ardından konserin 24 Temmuz (6 Ağustos 1910) da Yenibahçe Tiyatro ve bahçesinde yapılmasına karar verilmiş, ancak 10 Temmuz’da (23 Temmuz 1910) meydana gelen yangından İstanbul halkının fazlasıyla etkilenmiş olduğu dikkate alınarak konserin ertelenmesi zorunlu olmuştur. Bunun üzerine İdare Heyeti, konseri bir süre ertelemiş ve durumu Musıki-i Osmani Cemiyeti’ne ve matbuata bildirme kararı almıştır. Cemiyet 1911 yılı Ramazan ayı boyunca akşamları konserler düzenlemiş ve bunlardan bir miktar gelir elde etmiştir. Bu arada Cemiyet tarafından, İstanbul yangınzedeleri yararına yardım kutusu gezdirilmiş ve 25 kuruş toplanarak bu para İstanbul yangınzedeleri için oluşturulan İane Komisyonu’na teslim edilmiştir.[15]

Topkapı Fukaraperver Cemiyeti’nin faaliyetleri yalnızca Topkapı ve civarının fakir halkına yardım ile sınırlı kalmamıştır. Said Kesler’in de belirttiğine göre Balkan ve Birinci Dünya Savaşları sırasında Fukaraperver Cemiyeti, Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti ile işbirliği yaparak aşhane ve dispanserler kurulmasına yardımcı olmuştur. Balkan Savaşı sırasında Topkapı’da Ahmedpaşa Cami’inde aşhane açmış, Tekkeci, Ahmedpaşa, Fatmasultan, Ereğli camileri ile diğer mescid ve camilere yerleştirilen Balkan muhacirlerine yardım etmiştir.[16] Benzeri faaliyetlere Birinci Dünya Savaşı sırasında da devam edilmiştir.

Cemiyetin mali durumu hakkında bilgi vermek gerekirse; 1911 yılı gelirleri 25.960 kuruş 35 paradır. Bunun 8.665 kuruşu azaların bağışları, 7840 kuruş 35 parası yardım kumbaralarında biriken miktar, 1.736 kuruşu bir defalık iane olmak üzere 18.241 kuruş 35 paradır. Kasa mevcudu ve bir önceki seneden devr olunanlar ile denk bir bütçe oluşturulmuştur. Aynı yıla ait masraf ise 15.324 kuruş ve 10 paradır. Cemiyet, parasının bir kısmını Emniyet Sandığı’nda tasarruf etmekte böylece faiz geliri de elde edilmektedir.[17] 1914 yılı gelir ve giderleri ise 62.378 kuruş olarak gösterilmiştir.[18] 1916 yılında bu miktar 56.237 kuruş olmuştur.[19]

1911 ilâ 1927 yılları arasına ait karar defteri üzerinde yaptığım incelemelerden, Cemiyet’in faaliyetlerinin esas olarak 1911-1916 yılları arasında yoğunlaştığı anlaşılıyor. Bu altı yıl, karar defterinde yaklaşık yirmişer sayfa yer alırken, 1917 yılında deftere hiç bir karar kaydedilmemiş, 1918 yılından itibaren de her yıl üç dört sayfa işgal etmiştir. Karar defterinin özenle tutulduğu dikkate alındığında 1917’den itibaren Cemiyet’in faaliyetlerinde ciddi bir duraklama olduğu söylenebilir.

Cumhuriyet döneminde Cemiyet bazı isim değişiklikleri ile faaliyetlerini kesintisiz olarak bugüne kadar sürdürmüştür. 20 Ocak 1931 tarihinde Topkapı Türk Fukaraperver Hayır Müessesesi adını alan Cemiyet 1934 yılında ismini Topkapı Yoksullara Yardım Kurumu olarak tekrar değiştirmiştir. Said Kesler’in de belirttiği gibi bu değişikliklerde 1930’lu yılların dilde sadeleşme çabalarının izini görmek mümkündür. 1948’de ismi tekrar değişmiş ve Topkapı Fakirlere Yardım Yurdu olmuştur.[20] 1969’da ise son kez isim değişikliği olmuş ve halen kullanılmakta olan Topkapı Fukaraperver Cemiyeti ismi benimsenmiştir.

Cemiyetin son olarak vurgulamak istediğim bir diğer özelliği yönetimindeki sürekliliktir. Kuruluşundan, 1938’deki ölümüne dek cemiyet başkanlığı görevini 30 yıl boyunca Sinop mebusu Dr.Galib Hakkı Üstün yürütmüştür. Bu yıldan itibaren başkanlık görevini Nakiye Elgün üstlenmiş, onun da ölümü üzerine başkanlığa Kemali Galib Hakkı Üstün seçilmiştir. 1930’lu yıllarda Washington Büyükelçisi Münür Ertegün, eşi Hayrünnisa Ertegün ve babası Cemil Ertegün de Cemiyet üyeleri arasında görülmektedir. Yine bu tarihteki üyeler arasında Avukat Emin Ali Durusoy, pamuk tüccarı Şeyh Galib Sıddık, polis memuru Hikmet Sezer ve sonradan yönetim kurulu başkanı olan Erzurum mebusu Nakiye Elgün bulunmaktadır. 1968-1978 yılları arasında 10 yıl boyunca başkanlık görevini Muhlise Öztüzemen sürdürmüş, takibeden 13 yıl boyunca ise bu görevde Rıza Bozkuş bulunmuştur.[21] 1991’den beri Cemiyet başkanlığını Müfit Yener yürütmektedir. Topkapı Fukaraperver Cemiyeti’nin 90 yıl boyunca kesintisiz faaliyetini sürdürebilmiş olmasında, yönetim yapısındaki bu sürekliliğin ve yöneticilerinin özverili çalışmalarının büyük payı olsa gerek.

Cemiyet’le ilgili son olarak 1998 tarihli tanıtım kitapçığında yer alan bugünkü faaliyetlerinden de kısaca bahsetmekte yarar vardır. Tüzükte belirtildiğine göre Cemiyet “çalışma gücünü kaybetmiş, sosyal güvenlik kuruluşları ile ilişkisi olmayan, bakacak kimsesi bulunmayan ve hiçbir geliri olmayan çalışamaz durumdaki yaşlılara ve yardıma muhtaç olan kişilere yardım” yapmaktadır. Yardım yapılacak kişilerin, ikametlerinde yapılacak incelemeler sonunda “hakikaten yardıma muhtaç oldukları” anlaşıldıktan sonra kayıtları yapılıp yardım kapsamına alınmaktadır. Cemiyet halen 280 aileye yardım ulaştırmaktadır. Bu yardımlar gıda yardımı, giyim yardımı, öğrenci yardımı ve sağlık yardımından oluşmaktadır. Ayrıca Cemiyet’e bağışlanan ev ve giyim eşyaları ihtiyaç sahiplerine dağıtılırken, yardım gören ailelerin evlenen kızlarının çeyizlerini temin etmek, sünnet olacak çocukları da sünnet ettirmek diğer yardımlar arasındadır.

***

Bu yazıda İkinci Meşrutiyet yıllarında kurulmuş Topkapı Osmanlı Fukaraperver Cemiyeti, döneme ilişkin genel değerlendirmeler ışığında kısaca tanıtılmaya çalışılmıştır. Yukarıda’da belirtildiği gibi Topkapı Fukaraperver Cemiyeti bu dönem İstanbul’unda kurulmuş onlarca fukaraperver cemiyetinden sadece bir tanesidir. İstanbul dışında İmparatorluğun diğer vilayetlerinde de benzer nitelikte cemiyetlerin varlığı bilindiği gibi, yine İstanbul’da gayr-i Müslim hayır cemiyetleri veya “Dersaadet’e iltica etmiş olan evlad-ı Arabdan yardıma muhtaç bulunanlara yardım eden Cemiyet-i Hayriye-i Arabiyye[22] gibi oluşumların da bulunduğunu belirtmekte fayda var. Bu tür cemiyetlerin kurucularının kimlikleri, hangi motivasyonlarla böylesi faaliyetlere yöneldikleri, faaliyetlerinin ayrıntıları, cemiyete şu veya bu şekilde bağışta bulunan kişilerin kimlikleri ve bu tür cemiyetlerin yardımlarından faydalanan fakir kimseler gibi konularda tatmin edici bilgilere ulaşmak ne yazık ki hayli zor ve belki de imkansız görünmektedir.

Topkapı Fukaraperver Cemiyeti’nin bugüne kadar varlığını sürdürebilmiş ve Osmanlı dönemine ilişkin bazı cemiyet evrakını muhafaza edilebilmiş olması son derece heyecan vericidir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde benzeri cemiyetler üzerine belgeler bulmak mümkün olmakla birlikte, bu yazıda kullandığım belgelerin de işaret ettiği gibi, bunların içerikleri daha çok devlet merkezli bir bakışı yansıtır niteliktedir. Bu tür cemiyetler, arşiv belgelerinde ancak kuruluş başvuruları veya herhangi bir faaliyet için başvuru yaptıklarında ya da haklarında herhangi bir vesileyle tahkikat yapılmsı gerektiğinde iz bırakabilmişlerdir. Yukarıda gündeme gelen sorulara yalnızca bu belgelere dayanarak cevap bulmak hayli zordur. Ancak yine de kötümser olmaya gerek yoktur. Topkapı Fukaraperver Cemiyeti örneğinin de işaret ettiği gibi Osmanlı’nın son dönemindeki hayır işlerini anlamamıza imkan verecek kaynakları şurada veya burada rastlantılar sonucu da olsa bulmanın mümkün olduğunu söylemek yanlış olmaz.

 

 

 

 

 

Topkapı Osmanlı Fukaraperver Cemiyeti’nin, Dördüncü Samatya Daire-i Belediyesi’ne Ermeni Mektebi fakir çocukları yararına Beylerbeyi’nde düzenleyeceği konsere izin almak üzere verdiği arzuhal. Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti Tahrirat Kalemi (DH.EUM.THR), 37/44, 11 Cemaziyelahir 1328 (20 Haziran 1910).

 

Dördüncü Daire-i Belediye’nin Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti’ne Topkapı Osmanlı Fukaraperver Cemiyeti’nin arzuhali ile ilgili arzı. (DH.EUM.THR., 37/44, 1328.C.11)

 

 

Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti’nin Dördüncü Daire’ye cevabının müsveddesi. (DH.EUM.THR., 37/44, 1328.C.11)

 

 

1928 yılında Topkapı Fukaraperver Cemiyeti tarafından giydirilen öğrenciler Cemiyet binası önünde.

 

 

1930 yılında Topkapı Fukaraperver Cemiyeti tarafından giydirilen öğrenciler.

 

 

Giyim yardımı yapılan bir grub öğrenci Cemiyet’in bugünkü binası önünde.



  * Bu yazının hazırlanmasında yardımlarını esirgemeyen Topkapı Fukaraperver Cemiyeti başkanı Sayın Müfit Yener’e teşekkürü bir borç bilirim. Ayrıca, yazının ilk taslağını okuyup düzeltmeler yapmamda yardımcı olan Cüneyd Okay’a teşekkür ederim.

  [1] Şefika Kurnaz, İkinci Meşrutiyet döneminde Türk kadını üzerine yaptığı araştırmada Topkapı Fukraperver Cemiyeti’ni, Serpil Çakır’a referansla, kadınlar tarafından kurulan hayır ve yardım dernekleri listesine eklemiştir. Ancak bununla birlikte bu cemiyetin bir kadın cemiyeti olduğuna dair bilgi bulamadığı notunu düşmeyi de ihmal etmemiştir. Şefika Kurnaz, II.Meşrutiyet Döneminde Türk Kadını, M.E.B. Yayınları, İstanbul, 1996, s.214.

  [2] Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, İstanbul 1995, c.8, s.442.

  [3] Mehmet Ö. Alkan, “Sivil Toplum Kurumlarının Hukuksal Çerçevesi 1839-1945”, A.N.Yücekök, İ.Turan ve M.Ö.Alkan, Tanzimattan Günümüze İstanbul’da STK’lar, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, İstanbul, 1998 içinde s.45-73.

  [4] Alkan, Topkapı Fukaraperver Cemiyeti’ne aynı çerçevede işaret etmektedir. Mehmet Ö.Alkan, “1856-1945, İstanbul’da Sivil Toplum Kurumları. Toplumsal Örgütlenmenin Gelişimi [Devlet-Toplum İlişkisi Açısından Bir Tarihçe Denemesi]”, A.N.Yücekök, İ.Turan ve M.Ö.Alkan, Tanzimattan Günümüze İstanbul’da STK’lar, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, İstanbul, 1998 içinde s.108.

  [5] Başbakanlık Osmanlı Arşivi(BOA), Dahiliye Nezareti İdare-i Umumiye (DH.İ.UM), 89/3:1/19, 25 Şevval 1333(5 Eylül 1915).

  [6] Said Kesler, Fukaraperver Cemiyeti, İskender Matbaası, İstanbul, 1968, s.7.

  [7] 1910 yılında faaliyet halinde olduğunu tesbit ettiğim Eyüb Fukaraperver Cemiyeti ile arşiv belgelerinde ismine rastladığım Eyüb Sultan ve Civarı Fukaraperver Cemiyetleri’nin aynı cemiyetler olması hayli yüksek bir ihtimaldir. BOA, Dahiliye Nezareti Muhaberat-ı Umumiye İdaresi Kalemi (DH.MUİ), 121/17, 8 Şaban 1328(15 Ağustos 1910) ve DH.İ.UM, 89/2,1/23, 15 Ramazan 1333 (27 Temmuz 1915).

  [8] Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti, 1329-1331 Salnamesi, İstanbul, (tarihsiz), s.257-261; ve Türkiye Kızılay Derneği, 73 Yıllık Hayatı, 1877-1949, Ankara, 1950, s.14-16.

  [9] Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin 1911 kongresi delegeleri arasında yüksek devlet ricalinin çokluğu dikkat çekmekle birlikte Cemiyet’in yönetim kurulunda ve birçok alt komisyonda tıb doktorlarının ezici bir ağırlık taşıdığı vurgulanmalıdır. Örneğin yedi kişilik yönetim kurulu üyesinin dördü tabibdir. Bu dört kişi aynı zamanda “Meclis-i Kebir-i Sıhhıye” üyesidirler. Hilal-i Ahmer Salnamesi, s.263-64.

[10] Said Kesler, age. s.6.

[11] Topkapı Fukaraperver Müessese-i Hayriyesi Karar Defteri (1911-1917) , s.1.

[12] Karar Defteri, s.8.

[13] BOA, Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdiriyeti Tahrirat Kalemi (DH.EUM.THR), 37/44, 11 Cemaziyelahir 1328 (20 Haziran 1910).

[14] Said Kesler, age., s.8.

[15] Karar Defteri, s.9.

[16] Said Kesler, age., s.22-24.

[17] Karar Defteri, s.23.

[18] Karar Deferi, s.77.

[19] Karar Defteri, s.115.

[20] Tarih Vakfı tarafından yayınlanan İstanbul Ansiklopedisinde yanıltıcı bir şekilde iki cümleyle bahsi geçen Cemiyet bu olsa gerek. (Bkz. dn.2)

[21] Bu bilgiler için Cemiyet tarafından 1998 yılında yayımlanan tanıtım kitapçığına bakınız. Topkapı Fukaraperver Cemiyeti 1908-1998 Faaliyetleri, İstanbul, 1998.

[22] BOA, DH.İ.UM., 11/4, 6/79, 3 Şaban 1339 (12 Nisan 1921).