Aşar Vergisi, Cumhuriyet Rejimi ve Anadolu Köylüsü

January 1, 1998 - Türkiye Cumhuriyeti Tarihi / Vergi Tarihi

Tweet about this on TwitterShare on Facebook

Geleneksel Osmanlı vergi sisteminin en önemli ögelerinden olan aşar vergisi, 17 Şubat 1925 tarihinde çıkarılan bir kanunla kaldırılmıştır. Böylece, Tanzimat’tan itibaren Osmanlı hükümetlerinin defalarca kaldırmaya yeltendiği iltizam sistemi de (vergilerin toptan satışı) sona ermiş oldu. Dönemin basını, aşar vergisinin kaldırılmasını geleneksel Osmanlı sisteminden kopulması ve köylü üzerindeki vergi yükünün hafifletilmiş olması nedeniyle büyük bir devrim olarak sunmuştur. Bir bakıma, Cumhuriyet rejiminin temel ilkelerinden olan halkçılığın böylece gerçeklik kazandığı düşünülmüştür.

Kökenleri İslam hukukuna da dayanan aşar vergisi, köylünün, ürününün belli bir oranını devlet hazinesine ayni vergi olarak ödemesi anlamına geliyordu. Bu oran Osmanlı tarihi boyunca çeşitli koşullara bağlı olarak bölgeden bölgeye büyük farklılıklar göstermiş ve %10 ile %30 arasında seyretmiş ve hatta %50’lere ulaştığı da olmuştur. Aşar vergisi ve iltizam yöntemi, modern devlet aygıtının yeterli ölçüde gelişmediği bir ortamda, köylünün artı ürününe doğrudan merkezi devletin kurumları ve memurları aracılığıyla el koymak yerine, vergi toplama hakkının şahıslara açık artırma yöntemiyle devredilmesi anlamına geliyordu. Aşar vergisinin iltizam yöntemiyle toplanıyor olması köylüyü mültezimin istismarına maruz bırakıyor ve vergi yükünü daha da katlanılmaz hale getiriyordu. Diğer yandan, devlet için iltizam sistemi, köylünün artı ürününün bir kısmının mültezime terk edilmesi anlamına geliyordu. Devlet gelirlerini merkezileştirme ve modern bir maliye örgütü oluşturma amacıyla Tanzimat, II.Abdülhamid, ve II.Meşrutiyet dönemlerinde, iltizam sisteminin kaldırılıp aşar vergisinin doğrudan devlet memurları aracılığıyla toplanması için bir çok girişimlerde bulunulmakla birlikte, vergi sisteminin modernleştirilmesi çabalarından kayda değer bir sonuç alınamadı. Cumhuriyet’e de miras kalan modernleşme söylemi aslında devletin vergi toplama hakkını tek elde toplama çabasının bir ifadesi idi.Cumhuriyet rejimi, aşar vergisini, sorunlarıyla olduğu kadar çözüm çabalarıyla da Osmanlı’dan miras olarak devralmıştır. Daha Milli Mücadele yıllarından itibaren aşar vergisi Ankara hükümeti için önemli bir gelir kalemi niteliğindeydi. Bunda Osmanlı’nın son döneminde Anadolu’nun bazı bölgelerinin aşar gelirinin Düyun-u Umumiye İdaresi’nin kontrolünde olması ve Milli Mücadele sırasında İdare’nin aşar gelirlerini Ankara hükümetine aktarmış olmasının payı vardır. Düyun-u Umumiye İdaresi’nin aşar vergisinin toplanmasına belli bir düzen getirdiği söylenebilir.Aşar vergisi ve özellikle vergiyi toplama yöntemi Osmanlı’nın son yıllarında önemli değişimler geçirmişti. Cumhuriyet’e gelindiğinde ülkenin her yerinde uygulanan yeknesak bir vergi toplama sisteminden bahsetmek mümkün değildir. Örneğin, aşar vergisinin tamamının, ürün kaldırılmadan önce tarlalarda mültezim tarafından toplandığını düşünmek yanlış olur. Özellikle ihraç ürünleri için durum hayli farklı idi. Üzüm, incir, fındık, palamut ve pamuk gibi ürünlerin aşarı limanlarda ihraç öncesinde toplanıyordu. İzmir’de aşarın ürün pazarlanmadan önce büyük ticari hanlarda toplanması bir gelenek halini almıştı. 1924’ten itibaren Ordu, Samsun, Trabzon ve Menteşe’de sebze ve meyve aşarları hal veya iskelelerde toplanıyordu. Ayrıca İzmir, Saruhan, Aydın, Denizli ve Menteşe’de hububattan alınan aşar uzun zamandan beri devlet memurları(aşar eminleri) tarafından toplanmaktaydı. 1924’teki manzara dikkate alındığında aşar vergisinin bir kısmının pazarlanabilir ürün üzerinden iskele ve limanlarda, hanlarda ve pazar yerlerinde nakit olarak toplandığını söylemek mümkündür. Bu haliyle aşar çoktan gayri-safi hasıladan alınan ayni bir vergi olmaktan çıkmış, pazarlanabilir üründen alınan bir tür nakdi bir vergi şeklini almıştı.Ancak Anadolu’nun küçük köylü üreticileri dikkate alındığında Cumhuriyet’in ilk yıllarında üretimin hala geçimlik düzeyde olduğunu, hatta uzun yıllar süren savaşların sonucunda geçimlik tarımın bile zorlukla yapılabildiğini belirtmekte fayda vardır. Dolayısıyla küçük köylü üreticiler için aşar vergisi ve iltizam sistemi yıkıcı niteliğini hala korumaktaydı. 1920’lere gelindiğinde mültezim tabakasının belli bir dönüşüm geçirmiş olduğunu belirtmek gerekir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında iltizam sistemi, 18.yüzyıl ortaları ve 19.yüzyıl başlarında olduğu gibi varklıklı taşra eşrafı ve vilayet ileri gelenlerinin mutlak kontrolünde değildi. Tanzimat yönetiminin iltizam işlerini valilere ve diğer yöneticilere yasaklaması ve iltizama konu olan miktarları sınırlaması ile birlikte aşar mültezimleri denen daha küçük boyutta bir sosyal tabakanın serpilip gelişmesi mümkün olmuştu. Geçimlik üretimle meşgul olan küçük köylü karşısında, zalimliğiyle ün salmış bu tabakayı bulmaktaydı.Cumhuriyet’in ilk yıllarında aşar vergisi %12.5 olarak uygulanıyordu ve aşar, bütçe gelirleri içinde önemli bir ağırlığa sahipti. 1924 yılı bütçe gelirleri içinde aşar oranı %22 olarak hesaplanmıştır. Bu rakamlar, aşarın kaldırılmasının devlet gelirlerinde önemli bir kayba yol açacağı izlenimi yaratmaktadır. Bu izlenim, ilk bakışta, devletin Anadolu köylüsü lehine önemli bir mali özveride bulunduğu düşüncesini güçlendirmiş ve aşarın kaldırılmasının, son derece radikal ve halkçı bir karar olarak yorumlanmasını kolaylaştırmıştır.Oysa durum zannedildiğinden daha karmaşıktır. Öncelikle, hükümet, tarımsal kesimden elde ettiği vergi gelirini kolayca ve topyekün gözden çıkarmak niyetinde değildi. Aşar vergisi yerine yeni bir ‘Toprak Mahsulleri Vergisi’ konulması ve arazi vergisinin yükseltilmesi ile kayıpların belli bir miktarının telafi edilmesi düşünülmüştü. Toprak mahsulleri vergisi pazarlanabilir ürün üzerinden alınacaktı ve oranı %10 olarak belirlenmişti. Cumhuriyet hükümetinin aşar vergisini %12.5 olarak uyguladığı hatırlandığında, yeni verginin, pazar için üretim yapabilen tarım kesimine %2.5 luk bir kazanç sağladığı düşünülebilir. Aşar vergisini zaten iskele ve limanlarda yada demiryolu istasyonlarında pazarlanan mal üzerinden ödemekte olan bu kesim için yeni verginin çok önemli bir değişiklik getirdiği söylenemez.Geçimlik üretim yapan küçük köylülük için, ki bu kesim 20’li yıllarda Anadolu köylülüğünün büyük kısmını oluşturuyordu, aşarın  kaldırılması mültezimin teorik olarak ortadan kalkması anlamına gelmiştir. Bu anlamda küçük köylülüğün bu karardan olumlu yönde etkilendiği kesindir. Bununla birlikte, iltizam sisteminin ortadan kalkmasının, mültezimlerin kırsal ilişkilerdeki önemli mevzilerini bir hamlede terk ettikleri anlamına gelmeyeceği açıktır. Eski mültezimlerin tüccar, aracı ve tefeci olarak köylü üzerindeki denetimlerini başka düzlemlerde sürdürmeyi başardığını düşünmek mümkündür. Ayrıca, küçük köylülüğün aşarın kaldırılmasıyla elde ettiği kazanım uzun erimli olamamıştır. Aşarın kaldırılmasını takip eden ilk üç yıl küçük köylülük için göreli bir rahatlama sağlamış olmakla birlikte, 1929 Dünya Bunalımı’nın Türkiye tarımında yarattığı yıkım, küçük köylülüğün kazanım olanaklarını büsbütün ortadan kaldırmıştır. 1930’lu yıllarda uygulanan buğday alım politikaları ise, mevsimlik fiyat dalgalanmalarını düzenlemiş olmanın dışında, küçük köylülüğe fazla bir katkıda bulunmayacaktır.Ancak ilginçtir ki hükümet, aşar yerine ikame ettiği toprak mahsulleri vergisini bir yıl geçmeden 1926 yılı içinde kaldırmak durumunda kalacaktır. Bunun, pazarlanabilir tarımsal ürünlerin dolaysız vergi kapsamı dışında kalması anlamına geleceği açıktır. Pazar için mal üretebilen orta ve büyük köylülük için bunun, önemli bir kazanım olduğuna hiç şüphe yoktur.Aşarın kaldırılmasının genel sonucu tarımsal kesimin dolaysız vergi kapsamı dışında bırakılmış olmasıdır. Bu tarihten itibaren şeker, gazyağı gibi temel tüketim maddeleri üzerindeki dolaylı vergiler önem kazanacaktır. Bu vergi yükünü kentli emekçi-tüketici kesimler ile pazarla ilişki içinde bulunan kırsal kesimlerin ödediği düşünülebilir. Aşarın kaldırılmasının, genel olarak vergi yükünün kırsal kesimden kente kaydırılması anlamına geldiği söylenebilir. Ancak, kırsal kesimin, sözkonusu malların tüketimindeki payı oranında, dolaylı vergilerin yükünü sırtlayacağı da unutulmamalıdır.Anadolu köylüsünün aşar yükü ve özellikle mültezim zulmünden kurtarılmış olması, Cumhuriyet rejiminin köylü için sınırlı da olsa olumlu kazanımlar getirdiğine işaret etmektedir. Ancak bu dönüşümü, yeni rejimin halkçı söyleminin doğal bir tezahürü ve bir devrim olarak değerlendirmek yerine, 10 yıldan fazla bir süredir savaşların yüküyle topyekün bir yıkımın eşiğini çoktan aşmış olan köylüyü kısmen rahatlatma ihtiyacı ile açıklamak daha isabetli olacaktır. 1923 ve 1924 yıllarında Güneydoğu Anadolu bölgesinde hoşnutsuzlukların belirginleşmesi ve özellikle 1925 yılına doğru gerilimin gittikçe artması, bu ihtiyacın aciliyeti konusundaki bütün şüpheleri ortadan kaldırmıştır. Aşar vergisinin 1925 Şubatında Meclis’te uzun boylu tartıştırılmadan, komisyon araştırmalarına bile fırsat verilmeden, apar topar çıkartılan bir kanun ile kaldırılmış olmasını bu ihtiyacın aciliyetiyle açıklamak mümkündür.

 

Bu yazı 1998 yılında aşağıdaki kaynakta yayımlanmıştır:
Özbek, Nadir. “Köylü Aşar Yükünden Kurtuldu.” In Cumhuriyetin 75 Yılı, Cilt 1, 1923-1953, 46. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 1998. PDF.