Abdürreşid İbrahim: İslamcı Bir Eylem Adamı

February 1, 1995 - Osmanlı Tarihi / Siyasi Düşünce Tarihi

Tweet about this on TwitterShare on Facebook

Özbek, Nadir. “Abdürreşid İbrahim: İslamcı Bir Eylem Adamı.” Toplumsal Tarih 4, no. 19 (1995): 7-12.

Abdürreşid İbrahim Rusya Müslümanlarının yetiştirdiği renkli kişiliklerden biridir.  Ancak ne yazık ki O’nun yaşamı ve düşünceleri üzerinde uzun süren bir sessizlik hakim olmuştur.  Son yıllara kadar, hakkında yazılanlar ansiklopedi maddeleri ve kısa biyografi niteliğindeki bir iki makaleden öteye geçmemiştir.

Abdürreşid İbrahim, 23 Nisan 1857 tarihinde Sibirya’da Tobolsk vilayetinin Tara kasabasında doğmuştur.[1]  Babası Ömer[2], dindar ve politik olarak duyarlı bir kişiliğe sahipti.  Abdürreşid’in kendi ifadesine göre babası, Sibirya’nın muhtariyeti uğrunda çaba sarfetmiş ve hatta bu nedenle hapse bile girmişti.  Annesi ise Başkurt kökenli Afife hanımdır.  Afife hanım hayatının büyük bir kısmını Tara’da kız çocuklarına okuma yazma öğreterek sarfetmiştir.  Abdürreşid’in çocukluğu dindar, disiplinli ancak bir o kadar da yenilikçi bir ortamda geçmiştir.

Eğitimini Orenburg vilayetinin çeşitli medreselerinde almıştır. Yedi yaşında iken babası tarafından Zeyn-el Beşir idaresindeki bir köy mektebine yollanmıştır.  Sekiz ay kaldığı bu medresedeki eğitim Abdürreşid için son derece yetersizdir.  1867 yılında annesinin gayreti ile Orenburg vilayetinin Elmen köyünde medrseye gönderilir; ve burada dört yıl kadar kalır.  1871 yılında annesinin ölüm haberi üzerine Tara’ya dönmeye karar verir ancak yolda babasının da ölüm haberi gelir.  Bunun üzerine Tara’ya gitmekten vazgeçer ve Temen’de kalıp buradaki medreseye devam eder; yazları da okul harçılığını çıkarmak için amelelik yapar.  Dört yıl sonunda 19 yaşına geldiğinde bu eğitimin kendisine hiç bir şey sağlıyamayacağını farkeder, ve görece daha iyi olduğunu düşündüğü Kazan’daki Kışkar medresesine gitmeye karar verir.  1877 yılında Kışkar medresesine kaydolmuştur.  Ancak aynı yıl içinde Kışkar medresesininde yaklaşık yirmi yıl sürecek eğitimin de kendisine çok fazla bir şey kazandırmayacağına inanır.

Abdürreşid İbrahim yirmi yaşına gelmiş bir genç olarak son dere belirsiz bir moral ortamda bulur kendisini.  Hayatının on yılından fazlasını medreselerde geçirmiştir ancak tatmin edici bir sonuca ulaşamamıştır.  Bu kararsızlık ortamında amaçsızca Kazan, Nijni Novgorod’da dolaşır.  Sökonusu yıllar Osmanlı-Rus savaşının devam ettiği yıllardır.  Pasaportunun süresini uzatamadığı için, sonunda Çarlık polisi tarafından yakalanır ve hapse girer.

Bir yıl kadar süren hapishane hayatı onun kişiliği üzerinde derin etki yapar.  O ana kadar hapse atılmak onun için yüzkızartıcı bir şeydir.  Ancak içerde dini ve manevi açıdan son derece saygı duyulacak insanlarla karşılaşınca bir nebze rahatlar.  Abdürreşid hapishane anılarını daha sonra Hapishane Esrarı adı altında yayınladığını söylemektedir.[3] Hapishane onun için önemli bir mekteb olmuştur.

Hapisten çıktıktan sonra Kazak steplerinde yine amaçsızca dolaşır. Abdürreşid İbrahim kısa sürede Kazak dilini öğrenir ve bir Kazak zenginin çocuklarına öğretmenlik yapar.  Ağustos 1876’da Akmolla imamı olarak görev alır.  Bu süre içinde, sonradan söylediğine göre, Kazak gençlerinin büyük güvenini kazanır; bu gençler Abdürreşid’i her açıdan takip etmeye hazırdırlar.  Ancak Abdürreşid henüz politik bir duyarlılığa ve bilince sahip değildir, yine kendi sözleri ile, bu sınırsız imkanları değerlendiremez.

Abdürreşid İbrahim eğitimini daha da ilerletmek için Medine’ye gitmeye karar verir.  Orenburg ve Nijni Novgorod üzerinden 26 Ağustos 1878’de Odessa’ya gelir.  Bir İtalyan gemisiyle kaçak olarak İstanbul’a hareket eder.  İstanbul’da Beşeriye takkesi şeyhlerinden Kazan’lı Muhammed Rahim Efendi’yi ziyaret eder.  İstanbul o dönemde Rusya Müslümanlarının hac yolunda önemli bir durak konumundadır.  Rusya Müslümanlarının önemli şahsiyetlerinden Kazanlı İshak Hacı Apanev ve Þehabettin Mercani gibi bir çok kişiyle İstanbul’da görüşür.  Ancak bunlardan hiç birisi Abdürreşid İbrahim’i yanlarında götürmek istemezler.

Bir yolunu bulup aynı yıl içinde Medine’ye ulaşır.  Medine’de Rusya Türklerinden Ahmet Ziya’nın yanında eğitimine başlar.  Medine’de Osmanlı merkezinden bir çok politik sürgün vardır.  Sonradan öğrendiğine göre üstadı Ahmet Ziya Efendi de bu sürgünlerdendir.  Maliki mezhebi imamlarından Þeyh Musa, Doktor Kadri Bey Abdürreşid İbrahim’le bizzat ilgilenirler; Sibirya’lı Türk hacılara klavuzluk yapacak bir “delil” grubu oluşturmayı önerireler.  Abdürreşid, kendi söylediğine göre bütün bu konuşmalardaki politik içeriği anlamaktan henüz uzaktır.

Abdürreşid İbrahim’in hac mevsiminde en çok ilgisini çeken şey, Müslümanların ortak bir dile sahip olmadıkları için hutbelerden faydalanamamalarıdır.  Örneğin hutbelerde “ittihad-ı İslam”dan basedilmektedir.  O’na göre bu ortak dil kuşkusuz Arapça olmalıdır.

Abdürreşid İbrahim Medine’de bulunduğu süre içinde sufi tarikatlara da ilgi duymuştur.  Mevlana el-Þeyh Mezaihi Efendi’nin derslerini izlemiştir.  Ancak üstadı Ziya Efendi O’nun bu ilişkilerinden son derece rahatsız olmuştur.  Bu vesileyle Abdürreşid’in icazetini hızlandırmış ve O’nu Rusya’ya dönüp halkına hizmet etmesi için ikna etmiştir.

1884 yılının sonlarında İskenderiye üzerinden İstanbul’a gelir.  İstanbul’da Eğitim Nazırı Münif Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Muallim Naci, İzmirli İsmail Hakkı gibi önemli kişiler ile görüşür, eğitim sorunlarını tartışır.  1885 yılı başında Tara’ya ulaşır.

Tara’da hemşehrilerinin isteği üzerine medrese’de dersler verir ve aynı yıl içinde evlenir.  Bu evliliğinden Abdürreşid İbrahim’in Münir, Kadriye ve Fevziye adında üç cocuğu olur.[4]  Abdürreşid Tara’da 7 yıl boyunca müderrislik yapar, hayatının bu dönemi “usul-u cedid” yöntemini yaygınlaştırmakla geçer.  Cemaleddin Afgani ve Rusya Müslümanlarının önemli mollalarından Þehabettin Mercani ve Rızaettin Fahrettin gibi kişilerle yazışmıştır; İsmail Gaspıralı ile de ilişki içinde olmuştur.  Yine Tara’da bulunduğu yıllarda Rusya’da baskı altında yaşayan Türklerin Anadolu’ya göçetmelerini öneren Liva-ül Hamd adlı eserini yazmış, İstanbul’da bastırıp Rusya’da dağıtmıştır.

Abdürreşid İbrahim 1891 yılında Ufa’ya gelir, 1892 yılında da “Orenburg Ruhani Meclisine” kadı olarak atanır.  Abdürreşid Mahkeme reisi Muhammetyar Sultanof’un Hac’a gitmesi üzerine, Rusya Müslümanlarının bu en önemli organında seki ay süresince reis vekilliği yapmıştır.  Bu nedenle Rusya Müslümanları arasında “Kadı Reşid” olarak ta tanınmaktadır.

Ancak Abdürreşid İbrahim gibi hareketli bir kişilik, Çarlığın kontrolünde olan böylesi bir organda fazla barınamazdı.  Nitekim Muhammetyar’la anlaşamamış ve 1894 yılında bu görevinden ayrılarak İstanbul’a gelmiştir.  İstanbul’da Rusya Türklerinin ilk siyasal metni olarak nitelenen meşhur Çolpan Yıldızı adlı eserini yazdı, ve yine gizlice Rusya’da dağıtılmasını sağladı.[5]  Bu eserde Abdürreşid Müslümanlara baskı uygulayan Rus rejimini şiddetle eleştirdi.  Bu eser aynı zamanda bir mücadele çağrısıydı da.

Abdürreşid İbrahim İstanbul’da yaklaşık iki yıl kaldıktan sonra  1896 yılı başlarında Buhara’ya seyahate çıktı.  Bukhara bölgesindeki Türk liderlerle görüşerek Rusya’da yaşayan Müslümanların siyasi ve kültürel hakları için mücadele fikrini yaymaya çalıştı.  Buhara’dan tekrar İstanbul’a döndü.  Rus sosyalistlerinden V. Amfiteatrov’un İsviçre’de olduğunu öğrenince İstanbul’dan İsviçre’ye gitti. Amfiteatrov’la Rusya Müslümanlarının hakları sorununu görüştü ve bir kaç ay sonra tekrar İstanbul’a döndü.[6]

Rus hükümetinin faaliyetlerinden rahatsız olması üzerine 1897 yılında İstanbul’dan ayrılır ve Mısır, Hicaz, Filistin, İtalya, Avusturya, Fransa, Bulgaristan ve Sırbıstan’ı kapsayan üç yıllık seyahatine başlar. Sonra Batı Rusya üzerinden Doğu Türkistan’a geçer memleketi Tara’ya gelir.  Abdürreşid İbrahim bu üç yıllık uzun seyahatindeki anılarını notlar halinde kaleme almıştır ancak yayınlama imkanı bulamamıştır.

Rusya’ya 1900 yılında döndükten sonra Petersburg’a yerleşir.  Bir mecmua yayınlamak için izin ister, ancak başarılı olamayınca 1900-1902 tarihleri arasına dizi kitap şeklinde Mirat’ı yayınlar. Mirat 22 sayıya ulaşır.

1902-1903 yılarında Japonya’da bulunur.  Rusya karşıtı faaliyetleri nedeniyle Rus elçiliğinin girişimi üzerine Japonya’dan ayrılmak zorunda kalır ve 1904 yılında bir kez daha İstanbul’a döner.[7]  Ancak Abdürreşid İstanbul’da yine Rus elçiliğinin çabası sonucu tutuklanır ve Rus yetkililere teslim edilir.  12 Ağustos 1904 tarihinde Odessa’da hapsedilir.  Ancak ileri gelen Rusya’lı Müslümanların baskısı sonucu 21 Ağustos 1904 tarihinde serbest bırakılır.  Önce Kazan’a gider sonra Petersburg’a yerleşir.

Petersburg’ta Abdürreşid İbrahim hemen kendisine ait bir matbaa kurar ve dini ve politik içerikli kitap ve dergiler yayınlamaya başlar.  Bunlardan ilki Tatarca olarak çıkan Ülfet’tir.  Ülfet’in yazarları arasında Musa Carullah ta bulunur.  Daha çok Petersburg’ta bulunan Tatar öğrencileri hedeflenir ancak Rusya’nın bütün Müslüman bölgelerinde ilgiyle izlenir.  Ülfet 1906 yılından itibaren 85. sayısının polis tarafında el konulduğu 9 Haziran 1907’ye kadar yayınına devam eder.  Abdürreşid yine aynı dönemde Petersburg’taki Arapça konuşan Dağıstan kolonisine yönelik olarak El-Tilmiz adlı bir başka dergi çıkartır.  Bu derginin de 30. sayısına 1907 yılında polis tarafından el konulmuştur.  Abdürreşid İbrahim her iki dergide de İslam birliği propogandası yapar.  Abdürreşid Ülfet’in hemen ardından 1907 yılında Sirke(Rehber) isimli Kazakça bir dergi ve Necat isimli bir başka dergi çıkartır.  Her iki yayının da ömrü çok kısa olur; İslamcı görüşleri yüzünden yayınları durdurulur.

Abdürreşid İbrahim 1905 Rus devriminin hareketli günlerinde Rusya Türklerinin milli önderi olarak belirir.  Siyasal gelişmeleri, Rusya Müslümanlarının haklarını kazanacak bir imkan yakalamak amacıyla yakından takip eder.  1905 yılı Mart ayında Kazan’da Yusuf Akçura ve Bünyamin Ahmetov’la birlikte geniş bir toplantı yapmayı kararlaştırılar.  Ancak daha önce Ahmet Bay Hüseyinov’un evinde Abdürreşid İbrahim’in başkanlığında bir ön toplantı yapılır.  Bu buluşmada Petersburg’da bütün Rusya Müslümanları Kongresi toplanması kararı alınır.

3 Nisan’da Abdürreşid İbrahim’in evinde Ahmed Agayev, Ali Hüseyinzade, Alim Maksud ve Bünyamin Ahmedov biraraya gelerek Rusya Müslümanları için siyasi bir organ kurmak ve bunun için Nijni Novgorod’ta ilk toplantının yapılması kararlaştırılır. Abdürreşid İbrahim’in uzun uğraşları sonucu 15 Ağustos 1905 günü Nijni Novgorod’ta G.Struve gemisi üzerinde izinsiz olarak “İtifak” hareketinin ilk kongresi toplanır.

Bunu takiben Abdürreşid Rusya Müslümanları arasında “ittifak” kurmanın gerekli olduğunu anlatan Bin Üçyüz Senelik Nazra adlı kitabını yayınlar.  1905 yılının Ekim ayında Ali Merdan Topçubaşı, Ahmed Ağayev ve Abdürreşid İbrahim Petersburg’ta biraraya gelip “İttifak” partisi için bir program ve tüzük hazırlarlar.

15 Ocak 1906 da yapılan yine izinsiz olarak yapılan 2. kongrede “Umum Rusya Müslümanları İttifakı”nın kurulması resmen kararlaştırılır.  Rusya Müslümanlarının en önemli toplantısı olan üçüncü Kongre 16-21 Ağustos 1906’da yine Nijni Novgorod’ta toplanır.  Toplantı sonunda seçimle oluşturulan 15 kişilik Merkez Komitede en çok oyu Abdürreşid İbrahim alır, ikinci Yusuf Akçura’dır, İsmail Gaspıralı ise ancak dördüncü sıraya yerleşebilmiştir.

“İttifak” hareketi sayısal ve ideolojik olarak Volga Tatarlarının yönlendiriciliği altında gerçekleşir.  Aslında bu hareket esas olarak toprak sahiplerinin, geleneksel ulemanın, sınai ve ticari burjuvazinin ve “cedid” aydınların bir eseri olmuştur.[8]  19. yüzyıl Tatar aydınlanması, “usul-ü cedid” hareketiyle kültürel bir mücadele niteliği kazanmıştı.  Bu hareketin 20. yüzyılın başlarında politik bir yönelime girmesinde, Abdürreşid İbrahim’in örgütçü ve mücadeleci kişiliğinin önemli etkisi olmuştur.  Abdürreşid İbrahim Çolpan Yıldızı ile başlattığı mücadelesini 1904-1907 arasında en uç noktasına ulaştırmıştır.

1907 yılında, Üçüncü Duma döneminde Rusya’da baskıcı uygulamaların yeniden gündeme gelmesi ile Müslümanlar her türlü siyasal faaliyet imkanından mahrum kalırlar.  İtitfak hareketi somut bir sonuca ulaşamadan kesintiye uğrar.  Abdürreşid İbrahim de böylece Rusya’yı terketmek zorunda kalır ve bir süredir planlamakta olduğu doğu seyahatine çıkma imkanına kavuşur.

1907 sonlarında ailesine Tara’da bırakıp Batı Türkistan, Buhara, Semerkant, Yedisi ve civarını kapsayan  bir yıllık geziden sonra tekrar Tara’ya gelir.  Bu sefer ailesini Kazan’a yerleştirir ve 16 Eylül 1908 tarihinde buradan hareketle Sibirya, Moğolistan, Mançurya, Japonya, Kore, Çin, Hindistan, Hicaz ve Ortadoğu üzerinden İstanbul’da son bulan seyahatine başlar.  Bu seyahatle ilgili hatıralarını Alem-i İslam ve Japonya’da İntişar-ı İslamiyet adıyla İstanbul’da yayınlamıştır.

Bu seyahatin en önemli kısmını Japonya’daki faaliyetleri oluşturmaktadır.  Kasım 1908 ile Ocak 1909 arasında Japonya’da bulunduğu sırada ileri gelen devlet adamları ile görüşmüştür.  Abdürreşid İbrahim’in Japonya gezisi muhtemelen dönemin gizli bir radikal milliyetçi örgütü olan “Kara Ejderler” tarafından ayarlanmıştır.[9]

Abdürreşid İbrahim’in anılarında belirttiğine göre asıl amacı, Japonya’ya İslamiyeti resmi düzeyde kabul ettirmek, Japon İmparatorunun hilafet makamına bağlanması ve böylece Japonya’nın önderliğinde bütün doğu “kavimlerinin” birliğini sağlamaktır.  Bu politikasını “ittihad-ı Þark” kavramıyla dile getirmiştir.  Yine muhtemelen “Kara Ejderler” örgütünün üyeleri olan şahıslarla birlikte “Asya-Gı-Kay” (Asya Savunma Gücü) adında bir örgüt te kurmuşlardır.

Abdürreşid İbrahim İstanbul’a geldikten sonra Sırat-ı Müstakim degisinin düzenlediği konferanslara katılarak  gezi izlenimlerini anlattı.  Bu konferansların metinleri Sırat-ı Müstakim dergisinde yayınlanmıştır.  Abdürreşid İbrahim artık İslam dünyasında “Seyyah-ı Þehir” olarak ta tanınmaktadır.

İstanbul’da 1910-1911 yılları arasında Osman Cudi, Ahmed Taceddin ve Yakup Kemal’le birlikte Tearüf-i Müslimin dergisini çıkartır. 1913-1914 yılları arasında ise yine Osman Cudi ile birlikte 27 sayı devam eden İslam Dünyası dergisini yayınlar.

1911 yılında Trablusgarb’ın işgali üzerine cepheye koşar, burada Enver Paşa ile buluşur.[10]  Trablusgarb’ta beş ay kaldıktan sonra yeniden İstanbula’a döner.  Trablusgarb anılarıyla ilgili yine konferanslar verir.  1915 yılında Sarıkamış hareketi başlayınca cehpe gerisinde askerlere moral vermek üzere Sarıkamış’a koşar.  Sonra İstanbul’da “Rusya Müslüman-Türk Kavmimlerini Himaye Cemiyeti” nin faaliyetlerine katılır.  Cemiyetin oluşturduğu bir heyetle birlikte 1915 yılı sonlarında Sofya, Budapeşte ve Viyana’ya gider ve çeştili temaslarda bulunurlar.

Abdürreşid İbrahim aynı yıl içinde Almanya’ya gider ve Rusya’dan elde edilmiş Türk savaş esirlerinden “Asya Taburu” oluşturur.  “Asya Taburu” 1 Mayıs 1916 tarihinde Berlin’den hareket edip 7 Mayısta İstanbul’a gelir, İngiliz’lere karşı savaşmak üzere Irak cephesine gider.[11]  Abdürreşid yine bu savaş esirlerine yönelik olarak Almanya’da Alimcan İdrisi ile birlikte Tatarca Cihad-ı İslam adlı bir gazete çıkartır.

Berlinde bulunduğu sırada, Stockholm’da kurulmuş bulunan “Rusya’daki Yabancı Milletler Cemiyeti”nin Rusya Müslümanları temsilcisi tayin edilir.  Bunun üzerine Berlin’den Stockholm’e gider.  Abdürreşid İbrahim ailesini Kazan’dan Berlin’e getirdikten sonra Lozan’a giderek burada düzenlenen “Rusya Mahkumu Milletler Konferansı”na katılır.[12]

Abdürreşid İbrahim’in II. Meşrutiyet yıllarındaki bu faaliyetleri ve bazı yazılarında dönem dönem, “Pan-İslamizmi” bir kenara bırakıp “Pan-Turanizmi” öneren politik tavırları ve Enver Paşa ile yakınlığı “Teşkilat-ı Mahsusa” ile ilişkisi olduğu izlenimi yaratmaktadır.

Berlin dönüşünde Bebek’te Nafia Nazırı Abbas Halim Paşa’nın konağına ailesi ile birlikte yerleşir. Sebilürreşad ta yazılar yazar. Türkistan Müftüsü Sadreddin Han, Kazanlı Osman Tokumbet, Hüseyinzade Ali, Halim Sabit ve Hükümet temsilcisi Fuad Köprülü’den oluşan bir ekiple birlikte İsviçre’de bir büro açmayı planlarlar, ancak Avrupa’daki iç karışıklıklar üzerine yarı yoldan geri dönerler.[13]

1919 yılında İstanbul’dan ayrılır, batı Türkistan üzerinden Tara’ya gider.  Tara’da akrabaları ve dostlarının israrı üzerine yeniden evlenir ve kısa bir süre sonra İstanbul’a döner.  1920-1924 yılları arasında İstanbul’da kalır.  Geçim sıkıntısı nedeniyle eşi ve üç kızı ile birlikte Sibirya’lı göçmenlerin bulunduğu Konya’nın Cihanbeyli ilçesinin Böğrüdelik köyüne yerleşir.  Birkaç ay sonra Batı Türkistan’a geçer, sonra Japonya’ya gider.  Bu üç aylık seyahatin ardından 1925 yılı sonlarında tekrar Türkiye’ye gelir.[14]

Ancak Cumhuriyet rejimi için Rusya muhalifi bir İslamcıyı barındırmak o dönemde hiçte uygun değildir.  Aslında Konya’da bir nevi örtük sürgün hayatı da yaşamıştır.  Baskı ve kontrol altında tutulmuştur.  1928 yılında ailesinden ayrılıp Mısır’a gitmek zorunda kalır.  Mısır’da Abbas Halim Paşa’nın himayesi altında yaşar.  Paşa’nın ölümünün ardından 1934 yılında Arabistan ve Hindistan üzerinden Japonya’ya gider.

Japonya’da İslamiyetin yayılması için çaba sarfeder.  Yeni Japon Muhbiri adlı dergide yazılar yazar.  II. Dünya Savaşı içinde Japonya’nın ve Almanya’nın politikalarından İslam uğruna fayda sağlamayı umar.  87 yıllık mücadele dolu ömrü 17 Ağustos 1944 tarihinde sona erer.

 



[1]Abdürreşid’in doğum tarihi hakkında çok farklı bilgiler vardır.  Ancak biz O’nun Tercüme-i Halim’indeki kendi ifadesini dikkate aldık.

[2]Abdürreşid’in Rusya’da İbrahim(of) soyadını kullanmak zorunda kalması babasının adının İbrahim olduğu yanılgısına neden olmuştur.  Oysa bu soyad O’na babası Ömer’den kalmıştır.  Aslında dedesinin ismi İbrahim’dir.

[3]Ancak bu eserin kaydına hiç bir yerde rastlayamadık.

[4]Türkoğlu, İsmail, s.5, dn.12.

[5]Devlet, Nadir,

[6]Türkoğlu, İsmail, s.10. veya Ayşe, s235,n.14.

[7]Rorlich Abdürreşid’in bu Japonya seyahatinin ilk olmadığına işaret etmektedir. s235, n.15.

[8]Rorlich, s.111.

[9]Esenbel

[10]Nazmi Songar

[11]Türkoğlu, s.40.

[12]Türkoğlu, s.41.

[13]Türkoğlu. s.43.

[14]Türkoğlu. s45.